Hani denizden gelirsin, o sırada yolda güneşin de etkisiyle iyice ürpermişsindir. Hele bir de üzerindeki bikini ıslaksa o ürperti üşümeye kadar gidebilir. Özellikle ayakların ıslak ıslak üşüyordur tam. Evin verandasındaki hortumda ayaklarını yıkamak üzeresindir. Bazı günler verandaya ilk giren sen olursun. O hortumun içinde biriken sıcacık su ile ayaklarını ılık ılık yıkarsın o günlerde. Bazı günler ise o suyu bitiren birileri olur ve sen buz gibi suyla yıkarsın ayaklarını “ay, aman, oy” nidalarıyla.
Bugün verandaya ikinci giren tatilciyim ben. Ayaklarım dondu aq.
Bu konuda neler yapabilirim diye baktım. Önce bir supernatural patlattım. Kesmedi. Ben de en iyisi daha fazla aksiyon yaratayım dedim. Ağzımı sebil’e dayadım. (sebil de çok sefil bir kelime) bütün damacanayı bitirdim. Günün geri kalanında 28 kere tuvalete koşmayı planlıyordum. Böylece sıkılmaya vaktim olmayacaktı. Lakin hayat zor ve acımasızdı bebeğim. Karnım şişti şişti şişti ve haliyle tuvalete koşarken dengemi kaybettim. Göbeğimin üstünde merdivenlerden yuvarlandım. Bir penguenden farkım kalmamıştı. Üç katı göbek üstü inince düzlüğe çıktığımda bile hızım kesilmedi haliyle. Koşuyolu sokaklarında göbeğimin üstünde kaymaya devam ettim. Bir süre sonra göbeğim sürtünmeden dolayı fazlasıyla gıdıklandığından kahkahalarla gülmeye başladım.
Bunu gören diğer sıkılan insanlar, bu yaptığımın işe yaradığını zannedip göbeklerinin üstüne atlayıverdiler. Kahkahadan nefesim kesilmiş olmasa onları durdurur, “durun, bu sandığınız kadar eğlenceli bir şey değil.” Derdim. Diyemedim.
Artık peşimde 150 kişilik bir kalabalıkla göbek üstü Kadıköy’e doğru gidiyordum. Haliyle trafik kilitlendi. İnsanlar arabalarından inip bir süre bizim ne yaptığımızı anlamaya çalıştılar. Gıdıklanan göbekleri yüzünden bir süre sonra kahkahalara boğulan insanların neşesini gören şoförler arabalarını bırakıp bizimle kaymaya başladılar.
Koşuyolu adeta terkedilmiş bir kasabaydı artık. insanlar evlerinden ofislerinden arabalarından çıkıyor, göbek üstü beni takip ediyorlardı. Bir süre sonra yokuş aşağı gittiğimizi fark ettim. İnsanları uyarmak istedim ama beceremedim. Becerebilseydim de sesimi duyuramazdım. Kadıköy sokakları kahkahadan çınlıyordu. Kahkahalar ancak hepimiz denize döküldüğümüzde son buldu. Artık o kadar kalabalıktık ki denize dökülmemiz ciddi bir dengesizlik yaratmıştı. Ani bir dalga Kadıköy’ün yarısını sulara gömdü. Gemilerin büyük bir kısmı battı. Çok insan öldü. Ölen balıkları ya da yolda ezdiğimiz kedileri saymıyorum bile.
Yine de çok eğlendim. Sebil fikri hiç de fena değildi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder