3 Ekim 2012 Çarşamba

ich will

annem berlin nazi kız subay okulu son sınıftayken (soldan 4.)

Talep bir sanattır. Arz konusunda bir şey diyemem. Ama talep konusunda çok ısrarlıyım. İstemek zor zanaat. En son bakkala gitmek yerine komşudan ekmek istediğim için geceyi kapıda geçirmiştim. Eski nazi subaylarından olan Helga Lihtenştayn isimli annem, kapıya koymuştu beni. Henüz yedi yaşındaydım. Bir daha bir şey istemedim. Sonrasında buluşmamıza 10 dakika geç kaldığım için de gün boyu burnumu sıkıştırdığı mandalı çıkarmamıştı. Bir daha bir yere geç de kalmadım o nedenle. Evet biraz travmatik bir çocukluk geçirdim. Ama olsun. Prensiplerim var. prensip prensten geliyor olabilir mi? Düşündüm. Olamaz. Zira prenslerin genel profili prensip sahibi olmayan, nerde güzel bir hatun orda sabahlayan, genelde ülkenin bütün genç kızlarının evine bir sebep uydurup girip çıkan, o balodan bu baloya koşan ergenler şeklinde. Hayatlarının aşkını bulunca değişiyorlar ama olsun. O ana kadar bir başıboşluk, bir vurdumduymazlık…

Ama krallar öyle mi ya? Birbirinden prensipli insanlardır krallarımız. Belki de bu tezatı vurgulamak, insanları ters köşeye yatırmak, ironi yapmak için kraldan değil de prensten türemiştir prensip. Ya da bir zamanlar sona eklenen –ip eki olumsuzluk anlamı taşıyordur. Bilemeyiz. Aslında bilebiliriz ama bilmesek de olur yani. Şimdi kim google’lıycak… pehey… işimiz var gücümüz var. öyle her şeye de bakmayalım zaten. Bazen bilgiden daha kıymetlidir uydurmak.

Sonuç olarak istemeyi öğrenmek lazım bir ara. Bazı insanlar mesela çok güzel istiyorlar. Onları inceliyorum enine boyuna. Şöyle cümleler kuruyorlar. “aşkıııııım bana şu pabucu alsanaaaaaa” ya da “kanka ya, bu gece bana takılsana lan” ya da “annecim bi 100 bin ateşlesene.” Bayılıyorum ben bu insanlara. İdolüm onlar benim. Mesela benim dilimde tercümesi şöyle oluyo bu cümlelerin. “aaaa aşkım bak şu ne güzelmiş. Hmmmm.” Ya da “kanka çok yalnızım be” ya da “para mı? Hmmm… yanımda yok ama yakında gelicek işallah annecim. Sen takma kafana.” Bu talep mercilerinin kaçının kafası basar, kaçı anlamamazlığa gelir, kaçı anlasa da siklemez bilemeyiz. Hep bir muamma, hep bir süphe. Belki bu da ayrı bir güzellik. Sürprizlerle dolu bir hayatım var yani. Oh. Ne mutlu.

Yukarıdaki cümleler olmayan insanlara hitaben tabi. zira anneme böyle bir cümle kuramam ben. Ondan bir talepte bulunduğumda yumruğunu masaya vuruyor hala “nein nein nein” diye. Artık emekli olduğunu anlatamadım bir türlü. Arada tüpçüye işkence yaptığı da oluyor mesela. Sonra “kusura bakma evladım alışkanlık” diyerek gönlünü alıyor ama olan oluyor bazen. Böyle böyle birkaç tüpçüyü telef etti. o ayrı bir hikaye tabi.

Ben şu talep ustalarına dönüyorum yine. Bunların bir özelliği de istedikleri şeyleri genelde almaları. Sanırım isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara mantığı cidden geçerli bir mantık. Ben vermeyenini pek görmedim. Ama o iki yüzünü de kara çıkarmak istemeyen talep mercilerinin iki yüzlerinde birden okunan o tiksintiye ne demeli? Ha sorarım size ustalar? Onu nasıl görmezden geliyorsunuz? Benim asıl derdim bu yani. Yoksa ben de kurarım o cümleyi. Ne var yani? Dümdüz cümle işte. Asıl zor olan ima zaten. İşte ben o içinden küfreden yüzü görürsem ne yaparım bilmiyorum. Acaba yüzlerine bakmasam olur mu? Yani “aşkıııım bana şu pabucu alsanağ” diyerek ters yöne doğru koşarak kaçsam hemen. Hem dramatik de olur sanki. “Aha delirdi karı pabuç yüzünden alıym bari” derler belki. Bilemedim. En iyisi anneme sorayım.

Sordum. “wonderbra” dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder