Sana oldukça komik bir şey anlatacağım şimdi. Mars’a gideceğimi sanırken dolanıp dolanıp kendimi lisemin olduğu sokağın yan sokağındaki fabrikada çalışırken bulmam komik bir şeydi bir zamanlar. Yani genelde pek uzağa gidememe ama en uzağa gideceğine aşırı inanma gibi bir problemim hep oldu.
Sanırım yine aynı şey oldu. Gittim gittim gittim. Çok şey değişti, çok yol kat ettim sandım. Gel gör ki o sabah yine Ümraniye Kadiköy minibüsündeydim. 10 sene öncesinden tek farkım birkaç beyaz saç teli ile daha kaslı bacaklardı. Bu duruma çok sinirlendim haliyle. Bir sinir krizinin eşiğinde olduğumu hissediyordum. Ama artık çok geçti. Sakinleşmeyi başaramadım. O sinirle çantamdaki tamponları bir Ninja hızıyla şoförün kulaklarına soktum. Zavallı şoför daha ne olduğunu anlamadan beynine ulaşan tamponların da etkisiyle kıkırdamaya, arka koltuktaki kadınlarla dedikodu yapmaya başladı. İtiraf etmeliyim ki böyle olmasını beklemiyordum. İçgüdülerime güvenmiştim sadece.
Şoförü eledikten sonra elindeki tespihi devralarak direksiyona geçtim. Elbette o ana kadar birkaç saniye süren bir macera yaşadık. Minibüs şoförümüz sadece kadın şoförlerin yapacağı bazı akıl dışı manevralar yapmaktan kendini alamadı. Neyse ki zamanında müdahale etmiştim.
Artık direksiyondaydım. İnmek isteyen, çığlıklar atan yolcuları duymazdan geldim. Şimdi onlarla uğraşamazdım. Sinir krizi geçiriyorsanız arasında durup mantıklı bir hareket yapmazsınız.
Bastım gaza. bir yandan da İsmail YK'nın "bas gaza yavrum bas gaza" şeklindeki dizelerini mırıldanıyordum. gerçekten delirmiş olmalıydım. Artık yolların yegane hakimi bendim. Beni kimse durduramazdı. Yolculardan birkaçı denedi gerçi ama ileri düzeydeki kung fu bilgimi hesaba katmamışlardı. İstemeden de olsa beni durdurmaya çalışan bazı yolcuları ufak şoför camından dışarı atmış olabilirim. Bilemiyorum. Kendimi kaybettiğimi söylemiştim. detayları hatırlamamı bekleme benden.
Bazı yolcular bu hengamede polisi aradı. Elbette peşimize büyük bir polis konvoyu takıldı. Ama hepsini atlatmayı bir şekilde başardım.
İlkinde taksimdeki bir mitinge daldım minibüsle. Taksimde miting olduğunu nerden mi biliyordum? Komiksin gerçekten. Taksimde hep miting vardır. Şansım yaver gitmeseydi şükrü saraçoğlu stadına giderdim. Zira orda da hep bir şeyleri protesto eden Fenerbahçeliler bulabilirdim. (protesto da bayan topesto’yu hatırlatıyor bana.)
İkinci kaçışım edirne yolunun üzerinde otlamakta olan bir manda sürüsüne dalarak oldu. Başarmıştım. Sınıra az kalmıştı. Sınırdan geçince hangi ülkede olacağımı bile bilmiyordum halbuki. Yol ve yön bilgim pek iyi değildir.
Sınırdaki gişelerden para ödemeden ve pasaport göstermeden hızla geçtim. Arkamdan bağıran polisleri göz ardı ettim. Kendimi durduracak değildim bu saatten sonra. Artık yabancı ellerde olduğuma göre durup rahat bir nefes alabilir, yolcuları da serbest bırakabilirdim. İnanılmaz mutluydum. Sonunda gerçekten gidebilmiştim.
“etrafın sarıldı hiçbir yere kaçamazsın” diye bağıran polisi duyduğumda önce bunun bir hayal olduğunu sandım. Beynim geri dönmem için bana oyun oynuyor olmalıydı. Minibüsün içinde bir o cama bir bu cama koşup olayı anlamaya çalışıyordum.
Çok uzun sürmedi anlamam. burayı çok iyi tanıyordum. Resmen boğaz köprüsü çıkışından sonraki E-5 Altunizade girişindeydim. Hay bin pusula… demek sınırı geçtiğimi sanırken boğaz köprüsünü geçmiştim. Kendimi elm sokağı kabusunun o meşhur sahnesinde gibi hissediyordum. Dolanıp dolanıp aynı yerde buluyordum kendimi. Yine fazla gidememiştim işte. Kendimi başka ülkede sanırken Ümraniye yoluna düşmüştüm.
Kaderime isyan ederek indim minibüsten. En iyisi koşarak köprüden atlamaktı. Öyle de yaptım. Ama ölemedim. Kendimi büyük bir şilebin içinde buldum. Bu, çinden mal getiren bir yük gemisiydi. Yanımda evraklarım olmadığı için kaçma girişimim çok olsa da gemiden bir daha inemedim ama olsun gezip duruyorum dünyayı. En azından uzaklaştım. Şu an bu satırları yazarken Vietnam açıklarındayım. Su çok güzel. Burası boy. Gelsene.
Hindistan açıklarında gerçekleşen kaçma girişimlerimden biri. suya ayağım değemeden halatımı gemiye geri çektiler maalesef.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder